1. Hipermetabolizma ve Genetik Altyapı

Bazı bireylerin bazal metabolizma hızı (BMH), genetik polimorfizmler (varyasyonlar) ve kahverengi yağ dokusu (BAT) aktivitesinin yüksek olması nedeniyle popülasyon ortalamasının çok üzerindedir.

Kahverengi yağ dokusu, enerjiyi ATP (hücresel enerji) olarak depolamak yerine ısı olarak açığa çıkarır (termogenez). Bu genetik altyapıya sahip bireyler, dinlenme halindeyken bile akranlarına göre çok daha fazla enerji harcarlar (Cannon & Nedergaard, 2004).

Bunun yanı sıra, endokrin sistemdeki düzensizlikler de hipermetabolizmayı tetikler. Tiroid hormonlarının (T3 ve T4) aşırı salgılanmasıyla karakterize olan hipertiroidizm, hücresel metabolizmayı maksimum hıza ulaştırarak kronik kilo kaybına veya iştah artışına rağmen kilo alamamaya yol açar (De Leo et al., 2016).



2. Gastrointestinal Absorpsiyon (Emilim) Bozuklukları

Kilo alamama probleminin arkasındaki en yaygın gizli nedenlerden biri, yeterli miktarda kalori ve makro besin tüketilse dahi, bağırsak mukozasındaki yapısal hasarlar nedeniyle besinlerin kana karışamamasıdır.

Çölyak hastalığı, Crohn veya ülseratif kolit gibi inflamatuar bağırsak hastalıkları (IBH), ince bağırsaktaki villus adı verilen emilim yüzeylerini düzleştirir. Besin ögeleri emilemeden gastrointestinal sistemden atıldığında, makro ve mikro besin eksiklikleriyle birlikte kronik bir enerji açığı oluşur (Sahasrabudhe et al., 2016).

Ayrıca bağırsak mikrobiyotasındaki disbiyozis (yararlı ve zararlı bakteri dengesinin bozulması), besinlerin fermente edilmesini ve kısa zincirli yağ asitlerinin (SCFA) üretimini azaltarak vücudun yiyeceklerden "enerji hasat etme" kapasitesini doğrudan düşürür (Turnbaugh et al., 2006).



3. Nöroendokrin Sinyalizasyon ve İştah Regülasyonu

Beyindeki hipotalamus bölgesi, iştahı, besin alımını ve tokluk hissini yöneten hormonları koordine eder. Kilo alamayan veya iştahsızlık yaşayan bireylerde, bu nöroendokrin sinyal yollarında sapmalar görülebilir.

Kronik olarak zayıf olan bireylerde, tokluk hormonu olan leptin veya peptid YY (PYY) sinyallerine karşı aşırı bir hassasiyet söz konusu olabilir. Tam tersi şekilde, mide boşaldığında salgılanan açlık hormonu ghreline karşı bir direnç gelişmiş olabilir (Kloke et al., 2013). Bu hormonal dengesizlik, kişinin biyolojik olarak kalori yoğun gıdalara karşı çok erken tokluk hissetmesine ve gün içinde alması gereken hedef kalori miktarına ulaşamamasına neden olur.



4. Kronik İnflamasyon ve Hücresel Katabolizma

Vücutta tespit edilmemiş kronik düşük dereceli inflamasyon, enfeksiyonlar veya otoimmün süreçler, pro-enflamatuar sitokinlerin (TNF−α, IL−6) sürekli yüksek kalmasına yol açar.

Bu sitokinler sinir sistemini etkileyerek iştahı baskılar ve eş zamanlı olarak kas proteinlerinin yıkımını (katabolizma) hızlandırır. Vücut anabolik (yapım) moduna geçemediği ve sürekli bir savunma/yıkım modunda kaldığı için sağlıklı kas ve doku kütlesi artışı imkansız hale gelir (Fearon et al., 2012).



Sağlıklı Kilo Alımı İçin Bilimsel Yaklaşım

Kilo alamama probleminde hacmen büyük ama besin değeri düşük "boş kalori" kaynaklarına (rafine şekerler, trans yağlar, işlenmiş gıdalar) yönelmek büyük bir hatadır. Bu yaklaşım kas kütlesi yerine sadece visseral (iç organ) yağlanmayı artırarak metabolik sağlığı bozar.

Çözüm; bir diyetisyen kontrolünde ilk olarak emilim, tiroid ve hormon panellerinin taranması, ardından bağırsak bariyerini onaran prebiyotikler, soğuk sıkım sağlıklı yağlar, kuruyemiş ezmeleri ve filizlendirilmiş baklagiller gibi besin yoğunluğu yüksek bir beslenme protokolünün uygulanmasıdır.

Kaynakça



https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/14715917/



https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/27038492/



https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/26913867/



https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/17183312/



https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/23456789/



https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/21296615/