20 Eylül 2022

Yazar: Diyetisyen Buse Sepin

Karbonhidrat-Şeker Bağımlılığı

 

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre dünya çapında obezite sıklığı 1975’ten bu yana neredeyse üç katına ulaşmış olup, öngörüler 2030 yılında dünya geneli yetişkin popülasyonunun %57.8’inin obez veya fazla kilolu olacağı yönünde. Türkiye’de ise yapılan Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması-2010 sonuçlarına göre obezite oranı erkeklerde %20.5, kadınlarda %41.0 olmak üzere tüm yetişkin bireylerde %30.3 olarak belirlendi. Dünya Sağlık Örgütü, sağlıksız ağırlık artışı ve obezite riskini azaltmak için besinlere eklenen şekerin günlük enerji alımının %5’in altına düşürülmesini önermektedir fakat maalesef şeker kullanımı git gide artmakta.

Beslenme uzmanından yardım almadan bilinçsizce diyet yapan bazı bireyler içeceklerine şeker atmayınca bile ‘’şekeri kestim’’ ifadelerini kullanırlar fakat gerçekten şekeri kesmek gerçekten bu kadar basit bir olay mıdır? Ya da gerçekten kesilmesi mi gerektir?

Şeker aslında enerjimiz ve yaşamımız için gerekli olan ‘karbonhidrattır’. Karbonhidratın tamamen kesilmesi sağlığımız için uygun değil. Fakat bunu çoğu insan bu şekilde olduğunu bilmeden asla ekmek tüketmemeye kendini inanılmaz bir şekilde zorluyor. Gün içerisinden aldığımız toplam enerjinin %50-60’ını karbonhidratlardan karşılamayız.

Bilinçsiz bir şekilde zorla ekmeğini, pilavını kesmeye çalışanlar olduğu kadar ekmek, pilav vb karbonhidrat kaynaklarına ek olarak aşırı miktarda şekerli besinlere ilgi duyan bireyler de var.

Karbonhidrata bağımlı olan bu bireyler şekerli ürün tükettiklerinde kendilerini daha iyi hissettikleri konusunda emindirler. Bu yanılgının sebebi ise şekerli gıdaları tüketince vücudumuzdan salgılanan dopamin hormonu..

Şeker, yiyecek bağımlılığına neden olan işlenmiş besinlerin temel özelliğini oluşturmakta. Rafine edilmiş şekerlerin kokain, nikotin, alkol, tütün ve kafein gibi alışkanlık oluşturduğu ileri sürülmekte. Hem şeker hem de yapay tatlandırıcılarla tatlandırılmış içecekler rat modellerinde nükleus accumbenste (NAc) insanlarda zevk deneyimlerinin temeli olan dopamin salınımına yol açmakta ve zaman zaman dürtüsel aşırı yeme davranışı ile sonuçlanmaktadır. Ayrıca insülin hormonu, vücudun şeker, nişasta ve diğer yiyecekleri enerjiye çevirmesi için kullanılan hormondur. Karbonhidrat bağımlılığı, karbonhidrat bakımından zengin yiyecekler tüketildiğinde, insülin hormonunun aşırı salgılanması sonucu ortaya çıkan dengesizlikten kaynaklanmaktadır.

Karbonhidrat bağımlılığı yaratan gıdaların başında ise çikolata, cips, dondurma, pizza, sütlü tatlılar, patates kızartması ve kurabiye gibi karbonhidrat değeri yüksek besinler gösteriliyor.

Besin bağımlılığı modeli, bazı besinlerin aşırı tüketiminin madde bağımlılığı ile aynı nörobiyolojik çerçeve içinde olduğunu gösteriyor. Besin bağımlılığı geliştiren bireylerin, kontrol problemi, yoksunluk yaşamaları ve problemli besinler için aşırı istek duymaları, uyuşturucu madde kullanımıyla oluşan semptomlara benzer davranışlar gösterdikleri görülüyor.

Yemek yemek sadece vücudumuz için gerekli biyolojik bir süreç değildir aynı zamanda psikolojiyle de alakalı olup duygusal bir süreçtir.

Bu tarz yeme problemleri olan bireylerin mutlaka diyetisyenden destek alması gerekmektedir fakat çoğu yeme problemi olan kişi bunun bir sorun olduğunu kabullenmekte zorlanır ve durumu değiştirmeyi pek istemeyebilir. Bu tarz bir durumda diyetisyene ek olarak psikolog desteği de alınması fayda sağlayabilir.

Bültene Abone Ol

Fit tarifler ve yazılarımızdan haberdar olmak için bültene abone olun